Ucaktan inip yeni havaalaninda ilerlemeye basladik. Pasaport kontrolu noktasina geldigimizde, hostesler bizi karsiladilar ve siraya gececegimiz yerleri gosterdiler. Aslina bakarsaniz siraya girmek icin horteslere gerek yok pekhala kendi basimiza da sira yapabilirz. Fakat dunyanin her yerinden gelen ucaklarin indigi bir uluslararasi havaalani olan Suvarnabhumi Terminali tikim tikis turist doluydu. O kadar cok turist olunca karisiklik oluyor diye bu cozumu bulmus olmalilar. Dogru da yapmislar. Hersey tikir tikir isledi. Kontrolden gectik ve sira bavullari almaya geldi. Onlari da kisa bir sure sonra donen bantta gorup aldik.
Her sey cok guzel basladi. Havaalani yenilenmis, eskisi gibi bogucu ve uzun yolculugun ardindan gerilen sinirleri biraz daha gerici atmosferden eser kalmamis.Varir varmaz sizi saran nemi yuksek, oksijeni dusuk ve baharati bol hava gitmis yerine ferah ferah bir hava gelmis. Thai-Team’in diger iki uyesi bizden once vardiklari icin havaalanindan otele taksi ile gitmemizi tavsiye ettiler. Biz de oyle yaptik. “Public Taksi” oklarini takip ettik ve taksi rezervasyonu yapacagimiz masalara geldik. Gorevli bayana otelimizin ismini soyledik o da bize ezbere adresini yazdi, gerekli formu doldurdu ve ortalama kac lira tutacagini soyledi. Butun bunlar insana guven veriyor. Acaba beni simdi nasil tirtiklamaya baslayacaklar diye dusunmene ve dikkatli olacagim diye aslinda sen olmayan cimrimsi ve paranoyakimsi hallere dusmeden taksine biniyorsun. Sofor kapti bavulumu, biz de dustuk pesine. Takside de koltuk baslarina gereken bilgiler asilmis zaten. 50 Baht taksi rezervasyon ucreti, Otoban ucreti yolcuya aittir, vs… Soforumuz hemen sordu. Taksimetre mi? Biz de hemen taksimetre istedigimizi soyledik. Ayrica otobandan gitmek istedigimizi de ekledik. Gunun saatine gore fazla trafik yoktur muhtemelen fakat biz yine de kisa yoldan hemen otele varmak ve uzun yolculugun kalintilarini uzerimizden atmak istiyorduk. Ne jack kalsin, ne de lack….
Otelimizin onune geldik. Bayagi cok katli ve bayagi yildizli bir oteldi kendisi. Normal sartlarda tatil butcesini hep ayarlamak zorunda olusum nedeniyle, ilk defa bu kadar cok yildizli bir otelde kalacaktim, ustelik fiyati konusunda istahim kapanip uykularim kacmayacakti. Super bir servisi cok uygun fiyata alacak ve ayni zamanda da sehrin orta yerinde olacaktim. Hopla skytraine hooop nereye istersen oraya…. Ilk iki gun rezervasyonunu www.booking.com’dan yaptirmistik. Boylece ilk iki gun kalmak icin yer aramayacak ve Bangkok uzerinde yogunlasabilecektik.
Giris yaptik, cok tatli ve guleryuzlu resepsiyon gorevlisi, hic de fena olmayan ingilizcesi ile bize gereken bilgileri verdi. Odamiz 9. katta, Erdal ve Julia’nin odasinin tam karsisindaydi. Ilk once onlarin kapisini caldik, bir guzel kucaklastik ve hasret giderdik. Ardindan esyalarimizi yerlestirip uzerimize yapisan kiyafetlerimizi cikarip cumburlop yataga atlamak; onlar ise internete girip calismak ve biraz alisveris yapmak icin cok yakindaki alisveris merkezine gitmek uzere ayrildik.
Erdal’in arkadasi Ben ile bulusmak bugunun ilk plani. Nasilsa yarim saat kestirdik. Bu bize yeter de artar bile. Ben aslen Almanya, Hamburglu bir karikaturist. 16 aydir Bangkok’ta yasiyor. Bir kac hafta sonra Hamburg’a geri donecek. Cin asilli Taylandli bir kiz arkadasi var. Onun ailesinin kucuk lokantasinda yardim ediyor. Biraz Tayca ogrenmis. Bangkok’u cok iyi biliyor. Bir bilenle gezmek her zaman farkli seyler gormeye ve her turistin gitmedigi yerlere gitmeye imkan veriyor. Biz de bu imkani sonuna kadar kullandik. Ciktik Subhkumvit yolu 26. sokaktaki otelemizden ve iki adm yuruyup atladik skytrainimize. Arada bir tren degistirdik ve Ben ile bulusacagimiz Saphan Taksin koprusunun altina geldik. Ben hazir bekliyordu bizi. Ben ise cok aciktigimi farkettim. Hemen yanibasimda izgara yapan bayandan bir ahtapot cop sis aldim ve halk teknesine atladim. Nehrin diger tarafinda cin-taylilarin gittikleri bir tapinaga goturdu bizi Ben. Wat Singha… Etrafta hic turist yoktu, cunku burasi sehrin turistlerin olmadigi bir bolgesiydi. Ikinci durak, yine turistlerin pek ugramadigi baska bir tapinak oldu. Wat Nimanoradee… Tutsuler, mumlar, maymun ve fil heykeller derken hava karardi. Acligimizi bastirmak icin yururken gectigimiz sokaklarda satilan muhtesem meyvelerden aldik ve yedik. Hem biraz olsun acligimizi bastirmak icin hem de en cok sevdigimiz meyveyi oyluyorduk aramizda. Birinciligi Durian adli kokarca meyve aldi. Kesilirken kesinlikle yaninda olunmamasi gereken bu meyve ile otellere girmek yasak. Fakat kesilip hazirlanmis halde alip yiyince tadina doyum olmuyor. Cok ilginc bir his. Agziniza aliyorsunuz. Isirirken plastik gibi bir dokunusu var. Isirinca sulu ve oldukca tatli ve sizi sizden alan bir lezzet yayiliyor dilinize. Iste bu en cok oy alan meyve bizi bir iki adim oyaladiktan sonra yemek yiyecegimiz sokak lokantasina vardik. Ben burarada yermis genellikle. Biz gectik. Onden atistirmaya basladik, Ben de kiz arkadasini almaya gitti. Menu geldi tamamen Tayca. Garsona sadece bira siparisimizi anlatabildik. Yan masanin yedigine goz diktik ve isaret ederek ondan istedik. Bu steam boat usulu bir corba kasesi. Yani soyle birsey, icinde koz olan toprak bir kabin ustunde icinde kaynayan sehriyeli corba getiriyorlar. Bir de ayri tabaklarda cig et ve sebze geliyor. Sen ise bu etleri ve kucuk parcalara ayirdigin lahana yapraklari, yesil fasulye ve oldukca keskin bir tadi olan basilikum parcalarini kaynayan corbanin icine atiyorsun. bes dakikada pisiyor ve yemeye basliyorsun. Basilikum benim icin biraz keskindi. Onun disinda gayet lezzetli bir corba olmus. Bunu her ogun yiyorlar. Genellikle de sabah kahvaltilarinda.
Iste Ben ve kiz arkadasi Juicie geldiler. Gereken tercihleri bizim icin yaptilar ve asil yemek faslina gectik. Artik veda etme zamani. Ben ve Juicie motorbisiklete atladilar. Biz de taksimize. aydi bakalim simdi yorgun ayaklari dinlendirme zamani. Otele gidiyoruz.